9 Kas 2025

Hep Meşgul Ama Hep Eksik: Biz Neyi Kaçırıyoruz?

                                                      


Aylık hedefler: 

-Haftada en az iki kez spor salonuna gitmek? yapıldı.

-Ayda en az bir kitap bitirmek? yapıldı. 

-İlham panosu, seyahat planı? yapıldı. 

-En az bir kez tiyatro ya da sinemaya gitmek? yapıldı. 

-Geliştirici içerikler izlemek, kariyer seminerlerine katılmak, yatırım planına uymak? Hepsi yapıldı.

Tebrikler. Tıpkı bir robot gibi görevlerinizi tamamladınız. Artık yeni bir seviyeye geçebilirsiniz. Böyle giderse belki bir dağın zirvesine tırmanacak, belki de bir ödül alacaksınız. Tüm yapıldı olarak işaretlediklerinizden aldığınız tatmin bir yana belki de en sonunda ulaştığınız o noktada öyle büyük bir haz ve tatminle karşılaşacaksınız ki; tüm motivasyonunuz da buradan geliyor zaten. Peki gerçekten istediğiniz bu mu, size ait olmayan görev gibi yaptığınız şeyler sonucu yaşayacağınız sahte bir tatmin hissi mi?

Yukarıda yazdığım kontrol listesi benim yakın zamanda kullandığım bir ajanda sayfamdan alındı. Hayatımı yarış atı gibi geçirdiğim bir zamandan. Teoride her ne kadar bu durumu fark etsem de pratikte hala kontrol bağımlısı olduğum söylenebilir.

Son yıllarda hepimiz bir hız çağının içine sıkıştık. Her gün yeni bir hedef, yeni bir görev, yeni bir gelişim fırsatı karşımıza çıkıyor. Her yerden sesler yükseliyor: “Daha çok çalış, daha iyi ol, geri kalma!” Çağa ayak uydurmak gerektiğine elbette inanıyorum; ama bu çabanın ortasında bir şeylerin sessizce yitip gittiğini hissediyorum. Sanki insanın bireysel iç ilerleyişi, toplumsal ve teknolojik ilerlemenin gölgesinde kalıyor. Bu değişim ve çağın ilerlemeleri içinde sistemin bizlere yaptığı yetersizlik baskısının asıl ulaşmak istediğimiz gerçek tatmin duygusunu gölgelediğini düşünüyorum.

Sosyal medya da bu yarışı körüklüyor. Kendi gelişimimizi başkalarının vitrinine göre ölçüyoruz. Yetersizlik duygusu iki koldan içimizi sarıyor hem toplumun ve çağın beklentileri hem kendi iç yargılarımız. Kendimizi başkalarıyla kıyasladığımız için ne kadar çok şey yapsak da o eksiklik hissimiz bir türlü gitmiyor. Çünkü her zaman bizden daha iyilerinin var olduğunu görüyoruz.

Bu yarışa girmek bir tercih olsa da çoğumuz için bir fırsat olabilir mi? Fırsat diyorum çünkü insan doğası gereği kendi özüne giden yollardan kaçmaya meyilli bir varlık. Farklılıkları, derinlikleri, yapmak istedikleri, çocukluk hayalleri kendine has olsa da insan öncelikle toplumun belirlediği daha güvenli olduğuna inandığı şeylere yönelir ve bunlar konfor alanı haline gelir. Bu alan onu öyle sağlam tutar ki, en ufak bir içe dönüş, onu korkutur. Güvenli alanında kalıp çoğunluğun gittiği yoldan gitmek daha kolaydır çünkü. Bu konfor alanı, ondan bir yarış atı olmasını istese bile yeni bir yola girmektense buna itaat eder. Kendisini bunun için eğitmeye devam eder. Bu yarışa harcayacağı efor sayesinde kendi özünü anlamaya vakti olmayacak ve bunun için alan bırakmayacaktır. Bu yüzden ne kadar yorulsa da bunu fırsat olarak görür ve çoğunluğun tatmin olduğu şeyleri yapmaya, üretkenlik, başarı, statü gibi oyuncaklarla meşgul olmaya devam eder. Eğer yolunuzun size ait olduğunu gerçekten hissediyorsanız bu harikadır ancak, çoğunluğun izlediği ve toplumun sizden beklediği size yabancı bir rotada yol alıyorsanız, bu oyuncaklar aynı zamanda muhteşem kaçış planlarıdır. Özünüzden, kendi yolunuzdan. 

Bir beyaz yakalı olarak çalıştığım dönemde, ajandama yazdığım yapılacaklar listesini tamamlasam bile yeterli tatmini almıyordum. Asla yetişemeyeceğim bir ödülün peşinden koşuyordum ve ben koştukça ödül de koşuyordu. Aramızda hep bir mesafe vardı, bazen biraz daha yaklaşıyordum ama asla dokunamıyordum. Sonu olmayan bir yarışta gibiydim ve içten içe ilahi bir müdahale istiyordum çünkü çok yorulmuştum.

Sonra bir gün hayat o yarışı durdurdu. İstediğim ilahi müdahaleyi gerçekten yaşadım, hastalandım. Lenf kanseri teşhisi aldığımda, ilk defa durmak zorunda kaldım. Hayat, benden bırakamadığım ve doğru bir şekilde alamadığım o kontrolü, kendi elleriyle çekip aldı. Her şey benim kontrolümde sanıyordum ancak kontrol edebileceğim şeyler sınırlıydı ve bunu öğrenmem gerekiyordu. O dönemde ilk kez hiçbir şey yapmadan da var olabileceğimi fark ettim. Tüm hayatımı yedek oyuncu kulübesindeymişim gibi dışarıdan izledim. İlk başlarda boş durmanın suçluluğunu hissedip kendime görevler versem de, farkındalık kazandıkça yapabildiğim kadarıyla durdum.

Durmak zordu. Uzun zamandır bastırdığım bütün duygular, bir anda yüzeye çıktı. Ama sonunda bana güzel bir hediyesi vardı; kendi yolum. Yıllarca hızlı olmakla övünmüştüm. Meğer yolum hız değil, yavaşlıkmış. Meğer disiplin değil, teslimiyetmiş. Kaos ve belirsizlikle de yaşanabiliyormuş. Yavaşladıkça ruhumun ritmini yeniden duydum. Başında korkutucu olsa da sonunda bu yolu daha çok sevdim. Beni yavaşlattığı için ve kendi yolumu bulmamı sağladığı için hastalığa teşekkür bile ettim.

Sanıyoruz ki yeterince şey yaparsak eksiklik duygumuz geçecek. Yeterince gezersek, bilirsek, öğrenip gelişirsek, iyi bir vücudumuz olursa, iyi bir kariyerimiz olursa, sürekli aktif olursak… Bu sonu olmayan bir yol ve yapılacak tüm bu görevler eksikliklerimizle tam olduğumuzu kabul etmeden peşimizi bırakmaz. Eksiklik dengeli olduğunda bizi geliştiren bir parçamız. Hiç kimse tam değil, bunu kabul edelim. İnsan olmak da bu değil mi zaten? Sosyal platformlarda gördüğümüz sahte tamlıklar çoğu zaman bizi esir alsa da bu duyguya sağlıklı bir alan açabiliriz. 

Gerçekten olmak istediğimiz yerde miyiz, kendi yolumuzda mı ilerliyoruz soruları için alan açmalıyız. Ne de olsa sorulmaya değer ve hayati sorular. Bu alanı açmanın yolu bazıları için meditasyondur, bazıları için sanattır. Yazmak, resim çizmek… Bazıları yaşadığı yoğun tempodan uzaklaşmayı seçer. Seyahat ederek hayatına uzaktan bakar. Bazıları müzikle gerçeklikten kopar. Her ne yolla olursa olsun ruhumuzla bağlantı kurup, yaşadığımız hayata dışarıdan bakmak, çabalamaya değer. Bunun için hayatın ilahi müdahalesini beklemeyin ve unutmayın bazen meşguliyet, sadece kendi yolundan kaçmanın süslü bir adıdır.

Gerçekten meşgul müsün, yoksa kendinden mi kaçıyorsun? 






Share:

0 yorum:

Yorum Gönder